KIRIK BİR GÖĞÜN ALTINDA
KIRIK BİR GÖĞÜN ALTINDA
Gece, siyah bir nar gibi çatladı,
yıldızlar döküldü uykunun avuçlarına.
Bir kuş, kanadında taşıdığı sabahı
henüz doğmamış bir çocuğun
rüyasına bıraktı.
Ben, gölgesi kendinden önce yaşlanan
bir ağacın içinden geçtim.
Köklerinde unutulmuş denizler vardı,
her yaprağı başka bir mevsimin
yarım kalmış vedasıydı.
Bir merdiven uzanıyordu hiçliğe,
basamaklarında tersine akan nehirler.
Yukarı çıktıkça küçülüyordu dünya,
aşağı indikçe
göğsümde yeni bir gökyüzü açılıyordu.
Sonra bir kadın gördüm,
saçlarına geceyi değil,
gecenin susturduğu bütün sesleri örmüştü.
Parmak uçlarından dökülen ışık
karanlığın yüzünde ince çatlaklar açıyordu.
Kadın, avucuma bir ayna bıraktı.
İçinde yüzüm yoktu.
Yalnızca yağmura tutulmuş bir çöl,
kırık bir saatin içinde büyüyen orman
ve henüz kimsenin söylemediği
mavi bir kelime vardı.
O kelimeyi dilimin altına sakladım.
O günden beri
her sustuğumda bir deniz kabarıyor içimde,
her konuştuğumda
kıyıya ölü bir yıldız vuruyor.
Göğün kırıldığı yerde
bir kuşun gölgesi kaldı.
Ne kanatları vardı
ne de konacağı bir dal.
Ve ben,
dilimde sakladığım o mavi kelimeyle
gecenin çatlağından sızan
son yıldızı susturdum.
Yorumlar (0)
İlk yorumu sen yaz.