YALNIZLIĞIN YANINDAN GİRİLİR ÖTEKİ DOĞRUYA

YALNIZLIĞIN YANINDAN GİRİLİR ÖTEKİ DOĞRUYA
İpucu: metinden bir bölüm seçip düğmeye bas.

İnsan, başkalarının yanında ne kadar düzgün durduğuna fazla güvenmemeli. 

Kalabalıkta herkesin bir terbiyesi var. 

Sofrada dirseklerini topluyor, cenazede sesini alçaltıyor, haksızlığa uğrayan birini görünce yüzüne uygun bir üzüntü yerleştiriyor. 

 

Sonra eve dönüp ayakkabılarını çıkarıyor. 

Gün boyunca savunduğu ne varsa çoğunu kapının önünde bırakıyor.

 

Bir insanı tanımak için söylediklerine değil, kimsenin kendisini görmediğini düşündüğü anlarda yaptıklarına bakmalı. Gerçi bu da pek güvenilir bir yöntem sayılmaz. İnsan, kendi kendine bile rol kesebilen tuhaf bir hayvan.

 

Yalnızlığın kötü bir şöhreti var. 

Sanki başına gelmiş bir felaket, tedavi edilmesi gereken bir arıza. 

Bir cuma akşamını evde geçirdiğini söyle, hemen birileri hayatına müdahale etmeye hazırlanır. 

 

Dışarı çıkmalısın, insanlarla tanışmalısın, biraz sosyalleşmelisin. 

İyi de kardeşim, dışarısı dediğin yerin yarısı birbirinden kurtulmaya çalışan insanlarla dolu. 

Öteki yarısı da kurtulamadıklarını sevdiğine inandırmaya çalışıyor.

 

Bütün bu hengâmede yalnız kalmak bazen bir tercih değil, insanın kendisi hakkında tutanak tutmasıdır.

 

Çünkü kalabalıkta suç ortağı bulmak kolaydır. Herkes bir başkasının cümlesine saklanabilir. Bir masada on kişi aynı yanlışı savununca yanlışın adı değişir. Gelenek olur, alışkanlık olur, piyasanın şartları olur. Hatta yeterince tekrar edilirse ahlak bile olur.

 

Bir adam düşün. 

İş yerinde herkesin hakkını savunuyor. 

Maaşlar konuşulurken en önde o var. 

Ama kendi çıkarı tehlikeye girdiğinde, dün yanında oturan arkadaşının adını ilk veren de o. 

 

Akşam eve gidiyor, televizyonu açıyor, memleketin ne hâle geldiğine sövüyor.

 

Böyle insanların vicdanı bozuk değil. Fazla kullanışlı.

 

Üstelik mesele yalnızca onlar değil. Hepimizin cebinde küçük birer mazeret defteri var. Kendimize gelince şartları hatırlıyoruz, başkalarına gelince ilkeleri. Kendi korkaklığımıza tedbir, başkasının korkaklığına karakter meselesi diyoruz.

Ben de bu hesabın dışında değilim. Bazen haklı çıkmak için bir meseleyi gereğinden fazla uzattım. Bazen susmam gereken yerde konuştum. 

 

Bazen de konuşmam gereken yerde, sonradan kendime anlatabileceğim makul bir bahane buldum. İnsan kendi rezilliğini açıklarken ne kadar güzel Türkçe konuşuyor, şaşarsınız.

İşte yalnızlık biraz da burada başlıyor.

 

Telefon sustuğunda, kimse fikrini sormadığında, alkışlanacak bir cümlen kalmadığında. 

Bir odanın içinde, başkasına anlatamayacağın kadar sıradan hâllerinle oturuyorsun. 

 

Masada yarım bardak su. 

Sandalyenin sırtında iki gündür kaldırmadığın gömlek. 

Ödenmemiş bir fatura. 

Cevap vermediğin bir mesaj.

Ortada büyük bir trajedi yok.

 

Zaten insanın kendisiyle karşılaşması çoğu zaman böyle gösterişsiz oluyor. 

Ne bir aydınlanma ne de hayatı değiştiren muazzam bir karar. 

 

Yalnızca bir süredir kendine söylediğin yalanın artık işe yaramadığını fark ediyorsun.

 

Öteki doğru dediğim şey, herkesin yanıldığı ve senin nihayet hakikati bulduğun o kibirli yer değil.

 

Belki de tam tersi.

 

Kendi doğrunun da başkalarının yanlışları kadar kirli olabileceğini kabul ettiğin yer.

 

Orada kimse sana madalya takmıyor. 

Kimse ne kadar derin düşündüğünü merak etmiyor. 

Hatta bazen vardığın sonuçtan kendin bile hoşlanmıyorsun.

 

İyi ki de hoşlanmıyorsun.

 

Çünkü insan, kendisinden her zaman memnunsa ya fazla az şey yaşamıştır ya da bazı defterleri hiç açmamıştır.

 

Ben o defterlerin hepsini açtığımı söyleyemem.

 

Bazılarının kapağında hâlâ başkalarının adı yazıyor.

 

İçindeki el yazısı benim.

Bu eser sende ne uyandırdı?

Bir duygu seç; yeniden tıklarsan geri alırsın.

Seçkiye ekle Paylaş:

Yorumlar (0)

İlk yorumu sen yaz.

Yorum yapmak için giriş yapın ya da üye olun.